Tarımda Makineleşme Nedir? Tarihi Gelişimi

Tarimda-Makinelesme-Nedir-Tarihi-Gelisimi

Tarım tarihi bakımından son derece yeni bir olgu olan makineleşme, çiftçiler için son derece pahalı yatırımları gerektirir hale gelmiştir. Sanayileşmiş ülkelerde tarımda çeki hayvanı kullanımı İkinci Dünya Savaşı’nın ertesinde fiilen ortadan kalkmıştır. Mesela, 1945 yılında Fransa’da 2,3 milyon işletmede ancak 35 000 traktör vardı. Gene aynı şekilde, 1952 yılında Türkiye’de- 1.981.550 karasabana karşılık, traktör sayısı 31 415’ten ibaretti.

XIX. yüzyılda hayvanların çektiği çok gelişmiş makinelerin sayısı hızla artmıştı (sabanlar ve küçük pulluklar, tahıl toplama makineleri, harman dolapları vb). Ama sanayi devriminin tarıma ulaşması bir yüzyıldan fazla sürecekti: buharlı makineler sabit harman makinelerini çalıştırmak dışında tarlalara pek giremedi. Daha sonra benzin motorlu ve madenî tekerlekli makineler tahıl üreten bazı büyük işletmelerde yer yer kullanılmakla birlikte, Birinci Dünya Savaşı’ndan epey sonra bile koşulmuş atlarla veya öküz çiftleriyle çift sürmeye, elle ekime, hayvan gübresi direniyle gübrelemeye, hatta gene elle olmak üzere tırpanla ekin toplamaya devam ediliyordu. Gene de kırsal kesimden göçler, hem işgücü eksikliği hem de yoğun tarımın gelişmesi, kimyasal gübrelerin ve böcek ilaçlarının kullanılması nedeniyle makine kullanımını zorunlu kıldı.

tarimda-makinelesme

tarimda-makinelesme

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Marshall Planı çerçevesinde Avrupa’da başarıyla hizmete sokulan motorlu araçlara büyük bir talep oldu. Bu araçlar kısa sürede, hayvan çekimine uyum sağlamayı esas alan başlangıçtaki sınırlı işlevlerinden kurtularak, gerçek bir « hareketli enerji santralı » olan tarım traktörüne uyarlanacak hale getirildi. Bundan sonra bu motorlu araç sistemleri ile üretim sistemleri arasında bir dengeye ulaşmak için on beş veya yirmi yıl gerekti. Şu an için motorlu araç ve makineleşme masraftan, birçok üretim sisteminde çok ağır, hatta kaldırılamaz duruma gelmiştir ve bu durum, köylülerin borçlanmasına sebep olmaktadır. Makineleşme ve motorlu araçlar yeni bir dönüm noktasındadır. Teknolojik düzeyde iki yol açılacak gibi görünmektedir: bir yandan, giderek büyüyen işletme alanlarına ve tam istihdam koşullarına sahip en büyük tarımsal işletmelerin sahipleri açısından hem refah ve güvenlik hem de otomatikleşme ve robotlaşma artmaktadır; öte yandan, daha basit ve daha ucuz teknolojilerle yaygın tarım yapan işletme sahiplerinin aynı zamanda «doğal görünümün bekçisi », kırsal çevrenin koruyucusu durumuna geldikleri gözlenmektedir.

Buradan, gelişmekte olan ülkelerin donanımı konusunda nasıl bir sonuç çıkarılabilir? Çok büyük bir ihtiyatla davranılması, her tür teknoloji aktarımından önce bunun çeşitli etkileri konusunda ciddî araştırmalar yapılması, donanım sistemleriyle üretim sistemleri arasında istikrarlı dengeler bulmak için çaba harcanması gerekmektedir. Aslında köylüler, araştırmacılar ve kalkınma görevlileri zaman zaman, « modernleşmeye geçmek » ile geleneksel tarım sistemlerinin makineye uygunluğunu birbirine karıştırmak gibi can sıkıcı bir eğilim göstermektedir. Tarım sistemlerinin evrimi, sonuç olarak tarımsal gelişmenin hizmetindeki araçlardan yalnızca biri durumundaki traktörlerin ve makinelerin devreye sokulmasından çok daha karmaşık bir sorundur.

Cevap Yaz

Email adresiniz yayınlanmamaktadır.